8 Kasım 2011 Salı
" Sevinmek için sevmedik biz seni, Sen yenilmişsin umrumda değil ki, Şereftir bu yolda senle yürümek, Hep kol kola, Bir gün değil, Hergün BEŞİKTAŞ! " Tribünlerin boğazının patlayana kadar söylediği, yüreğimizden çıkan sözcüklerin marş olarak kulaklığı çınlattığı bestemiz. Sözleri çok doğru. Sevinmek için sevmedik biz seni. Sen bizim yalan dünyada bulduğumuz tek gerçeksin BEŞİKTAŞ. Bugünlerde üstüne çok geliyorlar. Guti gidiyor, Quaresma mutsuz, Almeida formsuz, Simao isteksiz falanda filanda. Basının klasik Beşiktaş'ı bitirme çabaları. Önce Guti'ye alkolik dediler, oysa adam her sahaya çıktığında oyununu oynadı, takımı sevmiyor dediler attığı her golde armayı öptü. Baktılar artık dönüş yok bu seferde bel altı vurmaya başladılar. Sıra geldi Quaresma'ya. Gelmesi için gecelerce nöbetler tuttuk. Mecnun bile Leyla'yı bu kadar beklemedi. Ve gelmesiyle bir kez daha aşık olduk ona, kalbimizin en orta yerinden trivela yaparak gönderdik onu Şeref Bey'in çimlerine. Şimdi de ona sarmaya başladılar. Yok tribünlerle arasında sıkıntı varmış, yok tünelde saldırmaya çalışmışlar filan. Yemez bu tribün bu basının yanlı tutumunu. Seni seviyoruz Q7. Sonra Almeida'ya dediler formsuz diye. Adam sakat sakat çıktı ve Ziegler ile Volkan'ı eeee bir de topu filelere gönderdi. Hemde 5 hafta oynamadığı halde. Tam Simao'ya saracak oldular ki İnönü'nün örümcek ağı tutmuş 90 diye tabir edilen noktasına topu gönderdi ve sustular ancak şimdilik bunu yaptılar biliyoruz. İsmail Köybaşı'nın yoğun bakımdan çıkıp sahaya çıktığını, tek aşkının Beşiktaş olduğunu görmek istemediler. Maç sonunda sahada kaldı bu adam yine tek bir satırda ismi geçmedi. Basın hep yanlıydı, tarafı hep belliydi. Ancak bu sefer işleri abartıp bel altı vurmaya çalışıyorlar. Biz bu futbolcularımızı yedirmeyeceğiz. Güneşli günlere hep birlikte ulaşacağız. Hep kol kola, birgün değil, HERGÜN BEŞİKTAŞ.
Etiketler:
Almeida,
Beşiktaş,
Guti,
İsmail Köybaşı,
Quaresma,
Simao,
Yıldırım Demirören
| Tepkiler: |
19 Nisan 2010 Pazartesi
Helal Olsun!...
Öyle bir geçti ki zaman.
Sırayla tüm sevdiklerimizi manevi olarak kaybettik.
Bölündük , bölündük ve bölündük...
Önce vatanımızda bölmeye çalıştılar bizi ayrım çıkardılar oysaki hep kardeştik.
Sonra bu papyonlu amcalar futbola merak sardı.
2 büyük yaratılmalıydı ve bunun ilk koşulu 3. Büyüğü yok etmekti.
Bunuda bir nevi başarıp kaleyi içten fethettiler.
Babalar çocuklarına oyuncak yerine klüp aldırarak yok ettiler Türkiye’nin en büyük çınarını.
Bu çocuk öyle haylazdı ki diğerlerine hiç benzemiyordu ve aklını kullanamıyordu.
İlk önce yıllarını Beşiktaş’a vermiş insanlar küstü tribüne, sonra maça gelen taraftarı dövdürüp yıldırma politikaları..
Amaç aileyi birbirine kırdırıp dışardan ayak kaydırmaya yönelikti.
Biz birbirimizi yerken birde baktık ki Beşiktaşımız farklı boyutlara gitmiş.
Ancak burda zarar gören sadece biz taraftarlar değildik.
Başka uyutulanlar da vardı..
Başkan dediğimiz adam öncelikle “kardeş” olduğu kişilerden darbe yedi.
Şampiyon olmasını istediği takım oysa kuyusunu kazıyordu.
Gördü ama iş işten geçmişti.
Sonra yeni kardeşler aradı.
Aziz başkanını kendine örnek almıştı.
Hatta beraber yurtdışına deplasman bile yapmışlardı.
Ondan öğrenmişti Temizleyecekti bu tribünü..
Onun kardeşliğini de dün sahada penaltı noktasında oluşan çukura düşerek gördü.
Wolfsburg maçında Federasyon başkanıyla sarmaş dolaş olmuştu.
Yeni kankasıydı.
O da çektiği mesajı gazetelere servis ederek ayağını kaydırmıştı.
En sonunda anladı ki tek dostu dövdürdüğü taraftarıymış.
Ama bunu da gördü ki artık bozulmuş bir tribün vardı arkasında ve yalnızdı.
İşte böyle bitirdiler güzellikleri bir bir.
Herşey sırasına uygun gelişti.
En sonunda işi abartıp kara bir leke olan Turkcell Süper Ligi’ni bitirmeye geldi ve bunda da başarılı oldular.
Malesef bu lig dün akşam oynanan Fenerbaçe-Beşiktaş maçında ki penaltı çukurunda bitmiştir.
Evet başardılar.
Sırada ki şarkı bütün papyonlu amcalarımıza gelsin...
Helal Olsun!...
Sırayla tüm sevdiklerimizi manevi olarak kaybettik.
Bölündük , bölündük ve bölündük...
Önce vatanımızda bölmeye çalıştılar bizi ayrım çıkardılar oysaki hep kardeştik.
Sonra bu papyonlu amcalar futbola merak sardı.
2 büyük yaratılmalıydı ve bunun ilk koşulu 3. Büyüğü yok etmekti.
Bunuda bir nevi başarıp kaleyi içten fethettiler.
Babalar çocuklarına oyuncak yerine klüp aldırarak yok ettiler Türkiye’nin en büyük çınarını.
Bu çocuk öyle haylazdı ki diğerlerine hiç benzemiyordu ve aklını kullanamıyordu.
İlk önce yıllarını Beşiktaş’a vermiş insanlar küstü tribüne, sonra maça gelen taraftarı dövdürüp yıldırma politikaları..
Amaç aileyi birbirine kırdırıp dışardan ayak kaydırmaya yönelikti.
Biz birbirimizi yerken birde baktık ki Beşiktaşımız farklı boyutlara gitmiş.
Ancak burda zarar gören sadece biz taraftarlar değildik.
Başka uyutulanlar da vardı..
Başkan dediğimiz adam öncelikle “kardeş” olduğu kişilerden darbe yedi.
Şampiyon olmasını istediği takım oysa kuyusunu kazıyordu.
Gördü ama iş işten geçmişti.
Sonra yeni kardeşler aradı.
Aziz başkanını kendine örnek almıştı.
Hatta beraber yurtdışına deplasman bile yapmışlardı.
Ondan öğrenmişti Temizleyecekti bu tribünü..
Onun kardeşliğini de dün sahada penaltı noktasında oluşan çukura düşerek gördü.
Wolfsburg maçında Federasyon başkanıyla sarmaş dolaş olmuştu.
Yeni kankasıydı.
O da çektiği mesajı gazetelere servis ederek ayağını kaydırmıştı.
En sonunda anladı ki tek dostu dövdürdüğü taraftarıymış.
Ama bunu da gördü ki artık bozulmuş bir tribün vardı arkasında ve yalnızdı.
İşte böyle bitirdiler güzellikleri bir bir.
Herşey sırasına uygun gelişti.
En sonunda işi abartıp kara bir leke olan Turkcell Süper Ligi’ni bitirmeye geldi ve bunda da başarılı oldular.
Malesef bu lig dün akşam oynanan Fenerbaçe-Beşiktaş maçında ki penaltı çukurunda bitmiştir.
Evet başardılar.
Sırada ki şarkı bütün papyonlu amcalarımıza gelsin...
Helal Olsun!...
| Tepkiler: |
23 Aralık 2009 Çarşamba
Ya Seçilirse ?
Felaketler vardır. İnsan bir daha hiç hatırlamamak üzere unutmak ister. Kimisi başarır bunu kimisi ise hiçbir zaman.. İşte böyle bir felaket vardı başımızda. Hemde en büyüğünden. Son günlerin modasındandı hemde.. Yok hayır H1N1’den bahsetmiyorum. Bu tamamen Y1D1 olanı. Evet Büyük Beşiktaş’ın başına gelmişti bu bela ve gitmekte bilmiyordu. Bir zamanlar onu destekleyenleri bile ceza aldırtacak parantez açmak gerekirse temizletecek kadar da enteresan bir virüstü.
Çoğu kişinin büyük umutları vardı oysa. Beşiktaşımıza hem paralı hem yönetici hemde memur stili değilde biraz kabuğunun dışında biri gelecekti. Söz vermişti Beşiktaş’ı Avrupa’da bile bir numara yapacaktı sözde. Her umudumuza vurulan tokat gibi Beşiktaşımıza da en büyük darbeleri indirmişti bu başkan. Ne yazık ki gitmek bilmiyor ve bunun yerine Ocak ayında ki kongreye de adaylığını koyacağını belirtiyordu.
Açıkcası gözüken durum tekrardan başkanlığa seçileceği.Şimdi insan kendine sormadan edemiyor. Peki taraftarın %95’i bu adamı istemiyorken nasıl rahat bir şekilde başkanlığa seçilecek gibi gözüküyor. 2X2=4 gibi basit bir matematik sorusu kadar kolay bir soru aslında. Rant kavgaları, satılık oylar, kendine oy toplamak için farklı renklerin klübe üye yapılması v.s.. Sonucun eşittir dört olduğu gibi bu sorunun cevabı da bellidir. Olan Beşiktaşımıza oluyor.
Peki tekrardan Beşiktaş’a başkan olunca ne olacak ? Bi kere borçlar 250 milyon dolar civarında seyredecek. Gaziantep’ten Julio Cesar Tabata’ya nazire yapılırcasına 10 milyon euroya Beşiktaşımıza gelecek. Beşiktaş’ın kapısından bile giremez denilen kişilerden eksik kalan olduysa onlar başımıza gelecek. Benim favorim Samet Aybaba’dır. Higuain, Schildenfield ve Diatta gibi Beşiktaş efsaneleri takıma döndürülecek veya buna benzer futbolcular takıma geri kazandırılacak. 6 senede bir şampiyon olma geleneği tekrarlanacak bu aradaki senelerde Galatasaray’ın şampiyonluğu için uğraşılacak. Türkiye Kupaları tekrardan kazanılıp Hastanelere hediye edilecek v.s..
Yani olan Beşiktaş’a olacak. 106 yıllık çınar hiç bu kadar rüzgarı bir arada görmemişti. Direniyor vakur bir şekilde ama geleceği hiç parlak değil.. Tek korkusu da sonunun yanı başında bulunan Trabzon çınarına benzemesi.
Çoğu kişinin büyük umutları vardı oysa. Beşiktaşımıza hem paralı hem yönetici hemde memur stili değilde biraz kabuğunun dışında biri gelecekti. Söz vermişti Beşiktaş’ı Avrupa’da bile bir numara yapacaktı sözde. Her umudumuza vurulan tokat gibi Beşiktaşımıza da en büyük darbeleri indirmişti bu başkan. Ne yazık ki gitmek bilmiyor ve bunun yerine Ocak ayında ki kongreye de adaylığını koyacağını belirtiyordu.
Açıkcası gözüken durum tekrardan başkanlığa seçileceği.Şimdi insan kendine sormadan edemiyor. Peki taraftarın %95’i bu adamı istemiyorken nasıl rahat bir şekilde başkanlığa seçilecek gibi gözüküyor. 2X2=4 gibi basit bir matematik sorusu kadar kolay bir soru aslında. Rant kavgaları, satılık oylar, kendine oy toplamak için farklı renklerin klübe üye yapılması v.s.. Sonucun eşittir dört olduğu gibi bu sorunun cevabı da bellidir. Olan Beşiktaşımıza oluyor.
Peki tekrardan Beşiktaş’a başkan olunca ne olacak ? Bi kere borçlar 250 milyon dolar civarında seyredecek. Gaziantep’ten Julio Cesar Tabata’ya nazire yapılırcasına 10 milyon euroya Beşiktaşımıza gelecek. Beşiktaş’ın kapısından bile giremez denilen kişilerden eksik kalan olduysa onlar başımıza gelecek. Benim favorim Samet Aybaba’dır. Higuain, Schildenfield ve Diatta gibi Beşiktaş efsaneleri takıma döndürülecek veya buna benzer futbolcular takıma geri kazandırılacak. 6 senede bir şampiyon olma geleneği tekrarlanacak bu aradaki senelerde Galatasaray’ın şampiyonluğu için uğraşılacak. Türkiye Kupaları tekrardan kazanılıp Hastanelere hediye edilecek v.s..
Yani olan Beşiktaş’a olacak. 106 yıllık çınar hiç bu kadar rüzgarı bir arada görmemişti. Direniyor vakur bir şekilde ama geleceği hiç parlak değil.. Tek korkusu da sonunun yanı başında bulunan Trabzon çınarına benzemesi.
Etiketler:
Beşiktaş,
Murat Aksu,
Mustafa Denizli,
ocak,
seçim Beşiktaş,
Yıldırım Demirören,
çarşı
| Tepkiler: |
25 Kasım 2009 Çarşamba
Masum Değiliz Hiçbirimiz...
Karanlık bir yolda yürürsün. Her tarafın siyah. En zifirisinden… Ne bir ışık görünür ne de masallarda ki dağın tepesinde bulunan tek evde yanan ışık. Hiçbirisi. Tek umudun vardır yönünü bulabilmek için : Doğacak güneş. Tam o sırada Feridun Düzağaç’ın şarkısını gelir aklına ve mırıldanırsın bir taraftan. “ Belki güneş bi gün ikimiz için doğar. ” İşte o an kaybolan hayallerin umutların bir anda tekrardan canlanır. Yaşama sevinci tekrardan gelir karanlık yolun yalnız çocuğuna. İşte böyleydi bizim sevdamız, Beşiktaşımız.
Wolfsburg’a kaybetmişti. Hemde onları yağmur, çamur, kar demeden yalnız bırakmayan taraftarı önünde.3-0 gibi net bir skorla. İşin ilginç yönü gelecekti. Önündeki maçların inanılmaz zorluğuydu. Önce Trabzon deplasmanına gidecek, sonra 6 maçtır kaybettiği Fenerbahçe’yi mabedinde ağırlayacak finali ise şeytan diyarı Old Traford’da yapacaktı. Tam kan emicilerin havasıydı.
Önce bir Çernobil faciasından daha beter bir oyunla Karadeniz’de kazandı. Takım kötüydü atağı yoktu ancak kazanmıştı Mustafa Hoca’nın talebeleri. Herkes bu oyunla Fenerbahçe’den fark yenileceğini düşünüyordu. Oysa öyle olmamıştı. Takım İnönü çimlerine öyle bir çıkıyordu ki bir anda karda açan kardelen çiçeği gibi umutlar yeşeriyordu. Ve takım Rıdvan Dilmen’in özetini yaptığı karşılaşmada rakibine saygı duyuyor ve 3-0 gibi net bir skorla kazanıyor taraftarıyla barışıyordu. Günlük güneşlik olmuştu birden her taraf. Manchester maçını bile yenilse çok koymayacaktı. Sonuçta rakip 2-3 gömlek daha üstündü. Ama buna da karşı çıkan bir takım vardı. Gittim gördüm ve yendim felsefesini uygulayıp Türk futbol tarihine altın harflerle yazılacak bir galibiyetle döndüler İngiltere’den. Daha birkaç hafta önceden asılan kesilen takım bir anda Türkiye’nin en formda en güçlü takımı oluvermişti.
Sonra o yolda karanlıklar birden bire gitmiş her taraf ışık istilasına uğramıştı. Ayrıca o yalnız çocuğun yanında binlerce insan bitivermişti. İşte böyleydi Beşiktaş. Birkaç hafta önce taraftarı kızgındı ve haklıydı. Gidecekti bu başkan. Gitmeliydi de. Çünkü aşkına verilebilecek en büyük yaraları vermişti. İnsanların gözünden sakındığı Beşiktaş’ı bir oyuncak gibi oynanıyordu ve de bu taraftarının yüreğinde derin yaralar açıyordu. Ancak unutulan bir şey vardı : Beşiktaş… Takıma destek kesilmiş herkes başkanı istifaya çağırıyordu. İşte taraftarın bir yanlışı burdaydı. Oysa maçın koptuğu anlarda tepki verilse hem skor taraftarı olmadığı hemde takıma negatif bir etki olmaması sağlanacaktı. Bu yapılan yanlışlardan biriydi. Diğer yanlış ise çok büyüktü en büyüklerden gelmişti. Yıldırım Demirören takımla olan ilgisini kesmiş temizlik sektörüne atılmıştı. Yapacaktı bu temizliği kafasına koymuştu. Ve çok büyük bir mağdur rolüyle önce televizyonlarda gazetelerde kendini acındırıyor sonra da emniyetle ortak bir projeyle Kapalı’nın gövdesine 36 tane ok atıyordu. İşte başkanın yanlışı da buradaydı. Sonuç olarak seven de suçluydu seveni yönetende. İşte bu yüzden kırgınlıklar yerli yerinde ve zamanında yapılmalı ve son olarak Masum Değiliz Hiçbirimiz şarkısı eşliğinde bu güzel ManU zaferini kutlamalıyız.
Teşekkürler Aşkların En Güzeli Beşiktaş. Teşekkürler Mustafa Hoca ve Talebeleri. Teşekkürler Beşiktaş’ın Yılmaz Bekçileri.
Hep beraber Güneş’e Yürümeye…
Saygılarımla…
Wolfsburg’a kaybetmişti. Hemde onları yağmur, çamur, kar demeden yalnız bırakmayan taraftarı önünde.3-0 gibi net bir skorla. İşin ilginç yönü gelecekti. Önündeki maçların inanılmaz zorluğuydu. Önce Trabzon deplasmanına gidecek, sonra 6 maçtır kaybettiği Fenerbahçe’yi mabedinde ağırlayacak finali ise şeytan diyarı Old Traford’da yapacaktı. Tam kan emicilerin havasıydı.
Önce bir Çernobil faciasından daha beter bir oyunla Karadeniz’de kazandı. Takım kötüydü atağı yoktu ancak kazanmıştı Mustafa Hoca’nın talebeleri. Herkes bu oyunla Fenerbahçe’den fark yenileceğini düşünüyordu. Oysa öyle olmamıştı. Takım İnönü çimlerine öyle bir çıkıyordu ki bir anda karda açan kardelen çiçeği gibi umutlar yeşeriyordu. Ve takım Rıdvan Dilmen’in özetini yaptığı karşılaşmada rakibine saygı duyuyor ve 3-0 gibi net bir skorla kazanıyor taraftarıyla barışıyordu. Günlük güneşlik olmuştu birden her taraf. Manchester maçını bile yenilse çok koymayacaktı. Sonuçta rakip 2-3 gömlek daha üstündü. Ama buna da karşı çıkan bir takım vardı. Gittim gördüm ve yendim felsefesini uygulayıp Türk futbol tarihine altın harflerle yazılacak bir galibiyetle döndüler İngiltere’den. Daha birkaç hafta önceden asılan kesilen takım bir anda Türkiye’nin en formda en güçlü takımı oluvermişti.
Sonra o yolda karanlıklar birden bire gitmiş her taraf ışık istilasına uğramıştı. Ayrıca o yalnız çocuğun yanında binlerce insan bitivermişti. İşte böyleydi Beşiktaş. Birkaç hafta önce taraftarı kızgındı ve haklıydı. Gidecekti bu başkan. Gitmeliydi de. Çünkü aşkına verilebilecek en büyük yaraları vermişti. İnsanların gözünden sakındığı Beşiktaş’ı bir oyuncak gibi oynanıyordu ve de bu taraftarının yüreğinde derin yaralar açıyordu. Ancak unutulan bir şey vardı : Beşiktaş… Takıma destek kesilmiş herkes başkanı istifaya çağırıyordu. İşte taraftarın bir yanlışı burdaydı. Oysa maçın koptuğu anlarda tepki verilse hem skor taraftarı olmadığı hemde takıma negatif bir etki olmaması sağlanacaktı. Bu yapılan yanlışlardan biriydi. Diğer yanlış ise çok büyüktü en büyüklerden gelmişti. Yıldırım Demirören takımla olan ilgisini kesmiş temizlik sektörüne atılmıştı. Yapacaktı bu temizliği kafasına koymuştu. Ve çok büyük bir mağdur rolüyle önce televizyonlarda gazetelerde kendini acındırıyor sonra da emniyetle ortak bir projeyle Kapalı’nın gövdesine 36 tane ok atıyordu. İşte başkanın yanlışı da buradaydı. Sonuç olarak seven de suçluydu seveni yönetende. İşte bu yüzden kırgınlıklar yerli yerinde ve zamanında yapılmalı ve son olarak Masum Değiliz Hiçbirimiz şarkısı eşliğinde bu güzel ManU zaferini kutlamalıyız.
Teşekkürler Aşkların En Güzeli Beşiktaş. Teşekkürler Mustafa Hoca ve Talebeleri. Teşekkürler Beşiktaş’ın Yılmaz Bekçileri.
Hep beraber Güneş’e Yürümeye…
Saygılarımla…
7 Kasım 2009 Cumartesi
Küfürle Geldin, Gidişin de Öyle Olacak !
2004 yılının ortalarıydı.Büyük Beşiktaş klübü olağanüstü genel kurula gitmiş mevcut adaylar içerisinden en mantıklı aday olan Yıldırım Demirören’i başkanlığa seçmişti.Buraya kadar herşey normaldi.Ancak akılları karıştıran olay bunun öncesinin pek konuşulmuyor olmasıydı.Mevcut başkan Serdar Bilgili kendisine küfür edildiğini gerekçe gösterip istifa etmişti.Ve bunun sonucunda ortaya başkanına küfür edip gönderen taraftar profili ortaya çıkmıştı.Ancak işin aslı böyle değildi.Serdar Bilgili yönetiminde yer alan Demirören ve ekibi sürekli istifa ediyor sonra görevine devam ediyordu.Kulislerde Demirören’in başkanlığa oynadığı konuşuluyordu.En sonunda da Demirören ve yandaşları “Numaralı Tribünde” Serdar Bilgili’ye küfür ettirerek istifa etmelerini sağladılar.Çünkü yöneticilik yaptığı dönemden tanıdığı başkanının ancak küfürle gideceğini çok iyi biliyordu.Yani başkanlığa gelmesinin en büyük nedeni “küfür”dü.
2004 yılında geldiği Beşiktaş’a tarihinin en kötü tüm olaylarını yaşattığı yetmiyor gibi hem ekonomik açıdan hem sportif açıdan Beşiktaş’ı dibe vurmuştur.Birde bunlara verdiği sözleri yeme huyu eklenince adını Beşiktaş tarihine altın harflerle yazdırmıştır (olumsuz olarak).Kızdığı zaman masalara vururum yalanları, hakeme kızdığında maçlara PAF takımı ile çıkma palavraları, Klübün kapısından sokmam diyenleri teknik direktör yapması, kendisiyle gelenin kendisiyle gideceği yönünde açıklamaları, 6 yılda 6 kamyon futbolcu getirip geri göndermek içinde 6 kamyon para vererek geri göndermesi bunlardan en önde gelenleri.Bunların üstüne bu sene tribüne adam gönderip adam dövdürtmesi ve Beşiktaş başkanına küfür edilmez bahanesinin altına sığınmasınıda ekleyebiliriz.Eee peki başkan sana sormazlar mı ? Neden Beşiktaş tribünlerine dönüp ana avrat soy sop küfür ediyorsun.Senin küfür ettiğin insanlar sana çiçek göndertmez ki ? Hepsinden öte senin ettiğin kadar ağır küfür edecek insan değildir onlar.Sizi bitireceğim demek bir başkana yakışıyor mu ? Tepkiye varım küfüre yokum diyorsun ama sana “Yeter Yıldırım Demirören” tarzında kibarca tepkisini gösteren taraftarına küfür ediyorsun.Ve son olarak biliyorsun ki sana bu tribün daha ağır tepkiler verecek artık.Çünkü sen küfürle geldin küfürle gideceksin !
2004 yılında geldiği Beşiktaş’a tarihinin en kötü tüm olaylarını yaşattığı yetmiyor gibi hem ekonomik açıdan hem sportif açıdan Beşiktaş’ı dibe vurmuştur.Birde bunlara verdiği sözleri yeme huyu eklenince adını Beşiktaş tarihine altın harflerle yazdırmıştır (olumsuz olarak).Kızdığı zaman masalara vururum yalanları, hakeme kızdığında maçlara PAF takımı ile çıkma palavraları, Klübün kapısından sokmam diyenleri teknik direktör yapması, kendisiyle gelenin kendisiyle gideceği yönünde açıklamaları, 6 yılda 6 kamyon futbolcu getirip geri göndermek içinde 6 kamyon para vererek geri göndermesi bunlardan en önde gelenleri.Bunların üstüne bu sene tribüne adam gönderip adam dövdürtmesi ve Beşiktaş başkanına küfür edilmez bahanesinin altına sığınmasınıda ekleyebiliriz.Eee peki başkan sana sormazlar mı ? Neden Beşiktaş tribünlerine dönüp ana avrat soy sop küfür ediyorsun.Senin küfür ettiğin insanlar sana çiçek göndertmez ki ? Hepsinden öte senin ettiğin kadar ağır küfür edecek insan değildir onlar.Sizi bitireceğim demek bir başkana yakışıyor mu ? Tepkiye varım küfüre yokum diyorsun ama sana “Yeter Yıldırım Demirören” tarzında kibarca tepkisini gösteren taraftarına küfür ediyorsun.Ve son olarak biliyorsun ki sana bu tribün daha ağır tepkiler verecek artık.Çünkü sen küfürle geldin küfürle gideceksin !
7 Ekim 2009 Çarşamba
Kaybedilen Şampiyonluğun Yararları...
Pembe rüyalar görmeye gerek yok Beşiktaş adına. Bu sene maalesef şampiyonluk gitmiştir. 6 haftadan 12 puan hiçte azımsanacak bir durum değildir. Bu takım geçen sene 6 puan geriden gelip şampiyon oldu diyenlere de rakiplerin oynadıkları futbolu göstermek gerekir. Beşiktaş’ı bu duruma getiren kuşkusuz yönetimin büyük hatalarıdır.Sezon bitince Mustafa Denizli klüpten ayrılmak istediğini belirtir buna rağmen Yıldırım Demirören ısrarla hocanın devam etmesini ister. Burada Mustafa Denizli bu sene rakiplerinin çok güçlü kadrolar kuracağını buna cevap vermeleri gerektiğinin o yüzden kadronun kaliteli isimlerle takviye edilmesi gerektiğini ifade eder. Demirören’de klasik sözlerinden birini verir ve yola devam edilir. Öncelikle hoca bas bas “bize öyle bir 10 numara gerekli ki 10.5 numara tarzında” diyerek lügatımıza bir deyim kazandırarak işe başlar.Ve bu istek doğrultusunda yola koyulur. Deco, Van Der Vaart, Sapara ve hatta Queresma isimleri gündeme gelir.Birde bunların plasesi Tabata hep köşede beklemiştir. Ancak sayılan isimlerin transfer edilmesi için öncelik yabancı kontenjanının açılması yani Delgado’nun sözleşmesinin askıya alınmasıdır.Bu olayda transfer sezonunun bitmesine birkaç gün kala gerçekleşir bu arada Beşiktaş puan kayıplarına başlamıştır. Herkes Avrupa’dan gelecek yıldıza gözünü çevirmişken birden İstanbul yollarında Tabata gözükür. Taraftarın istediği yine olmamıştır Mustafa Hoca gibi.Çünkü Başkan yine sözünü yemiş yıldız transfer demiş buna rağmen Gaziantep’ten Tabata’yı getirmiştir. Hem de akıllara mantıklara sığmayacak bir para karşılığında. Bu transfer sonrasında da transferin son günü ancak bunu aldık tarzı açıklamalar ise olaylara tuz biber ekmiştir. Peş peşe gelen yanlış durumlar, Mustafa Hocanın da kadroda ilkokul 3.sınıf öğrencisinin yapmayacağı hatalar sonucu Beşiktaş lige havlu atmıştır. Beşiktaş’ın forması bile ligi 3. bitirir sözünden yola çıkarak Beşiktaş’ın sezon sonunda Uefa’ya gideceği çat pat belli olmuştur (Yönetimin dilimize kazandırdığı deyimlerden bitr tanesi daha).
Açıkcası takımdan Şampiyonlar Ligi’nde bir başarı bekleyenlerin sayısı sıfıra yakındır. Buna rağmen 3. olup Uefa Avrupa Ligi’nden devam edebilir düşüncesi ise şu sıralar yaygın gözüküyor. Beşiktaş’ın oyun anlayışına da en uygun durum budur. Sonuçta sadece bir hedef üstüne yoğunlaşılırsa güzel sonuçlar çıkabilir.
Sadece bu mu güzel sonuç tabi ki değil. Evet bende her Beşiktaşlı gibi güzel hayaller kurabiliyorum. Bir Beşiktaşlının en fazla istediği şeylerden biri tamamı altyapıdan çıkan gençlerle ligde şampiyonluk Avrupa’da başarıdır. İşte kaçan bir şampiyonluktan sonra bunu gerçekleştirme olasılığı meydana çıkıyor. Nasılsa şampiyonluk gitti bari gençleri kazanayım düşüncesi belki amatör bir düşünce ama tutarsa Beşiktaş’ın bir 10 yılını garanti altına alacağından üstüne gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Batuhanlar, Ali Kuçikler, Onurlar, Can Erdemler, Necipler, Oğulcanlar ve aklıma gelmeyen birçok isimle Beşiktaş geleceğini kurtarabilir. Bu sene altyapıdan gelen 4-5 futbolcunun yanına takımda genç olan Serdar Özkan, Rıdvan, İsmail Köybaşı tarzı A takım havasını tatmış adamlar ilave edildiğinde gerçekten tadından doyulmayacak bir takım sahaya çıkacaktır. Tabi ki yanlarına 1-2 tane tecrübeli futbolcu koymak şartıyla. Zaten kaybedilen bir şampiyonluk var. Ancak bu tarz bir takım oluşturulabilinirse Beşiktaş geleceğin 10 yılını sağlam taşlar üzerine kurmuş olur. Hep özendiğimiz Arsenal, Ajax, Porto tarzı bir takımı da Türkiye’de ilk defa ilklerin takımı Beşiktaş gerçekleştirmiş olur. Mustafa Hocanın bu olayı gerçekleştirmesini çok isterim. Tamamı Beşiktaş özkaynak düzeninin futbolcularından olan bir takım tadından yenmez. Her koşulda takıma desteğini veren taraftar da daha bir sevgiyle aşkla destekler takımını. Haydi Mustafa Hoca kur gençlerden böyle bir takım o zaman bu taraftar 20 yıl daha senin peşinden ayrılmaz. Unutmayın bu futbolcular tertemiz bir su gibidirler. Bir suyu kaynağından içmek, tertemiz, berrak..
Saygılarımla.
Açıkcası takımdan Şampiyonlar Ligi’nde bir başarı bekleyenlerin sayısı sıfıra yakındır. Buna rağmen 3. olup Uefa Avrupa Ligi’nden devam edebilir düşüncesi ise şu sıralar yaygın gözüküyor. Beşiktaş’ın oyun anlayışına da en uygun durum budur. Sonuçta sadece bir hedef üstüne yoğunlaşılırsa güzel sonuçlar çıkabilir.
Sadece bu mu güzel sonuç tabi ki değil. Evet bende her Beşiktaşlı gibi güzel hayaller kurabiliyorum. Bir Beşiktaşlının en fazla istediği şeylerden biri tamamı altyapıdan çıkan gençlerle ligde şampiyonluk Avrupa’da başarıdır. İşte kaçan bir şampiyonluktan sonra bunu gerçekleştirme olasılığı meydana çıkıyor. Nasılsa şampiyonluk gitti bari gençleri kazanayım düşüncesi belki amatör bir düşünce ama tutarsa Beşiktaş’ın bir 10 yılını garanti altına alacağından üstüne gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Batuhanlar, Ali Kuçikler, Onurlar, Can Erdemler, Necipler, Oğulcanlar ve aklıma gelmeyen birçok isimle Beşiktaş geleceğini kurtarabilir. Bu sene altyapıdan gelen 4-5 futbolcunun yanına takımda genç olan Serdar Özkan, Rıdvan, İsmail Köybaşı tarzı A takım havasını tatmış adamlar ilave edildiğinde gerçekten tadından doyulmayacak bir takım sahaya çıkacaktır. Tabi ki yanlarına 1-2 tane tecrübeli futbolcu koymak şartıyla. Zaten kaybedilen bir şampiyonluk var. Ancak bu tarz bir takım oluşturulabilinirse Beşiktaş geleceğin 10 yılını sağlam taşlar üzerine kurmuş olur. Hep özendiğimiz Arsenal, Ajax, Porto tarzı bir takımı da Türkiye’de ilk defa ilklerin takımı Beşiktaş gerçekleştirmiş olur. Mustafa Hocanın bu olayı gerçekleştirmesini çok isterim. Tamamı Beşiktaş özkaynak düzeninin futbolcularından olan bir takım tadından yenmez. Her koşulda takıma desteğini veren taraftar da daha bir sevgiyle aşkla destekler takımını. Haydi Mustafa Hoca kur gençlerden böyle bir takım o zaman bu taraftar 20 yıl daha senin peşinden ayrılmaz. Unutmayın bu futbolcular tertemiz bir su gibidirler. Bir suyu kaynağından içmek, tertemiz, berrak..
Saygılarımla.
| Tepkiler: |
20 Ağustos 2009 Perşembe
Şampiyonlar Ligi ve Beşiktaş . . .
Bildiğimiz üzere Beşiktaş 2008-2009 sezonunda müthiş bir grafik yakalayarak sezonu 19 yıl aradan sonra çifte kupayla kapattı. Bu birçok otoriteye göre harika bir olaydı. Taraftarın yıllarca beklediği olay gerçek oluyor ve yurdun 4 bir yanında kutlamalar yapılıyordu. Ancak gelen bu şampiyonluk beraberinde bir konuyu daha gündeme getirdi. Avrupa’da başarı… Evet Beşiktaş 6 yılda birde olsa şampiyon oluyordu. Kimine göre böyle kaç senede bir şampiyon olabilirdi ancak Beşiktaş. Kimine göre de federasyon taraflı olmasa Beşiktaş 2000li yıllara damga vurabilirdi. Herkesin bu konuda ayrı fikirlere düşmesine rağmen ortak oldukları bir konu vardı. Beşiktaş ne zaman Avrupa’nın elit takımları arasına girebilecek ? İşte bu sorunun olumlu cevaplanması için herkes bu seneden çok ümitliydi.Sivas’ın da Şampiyonlar Ligi’nden elenmesiyle Beşiktaş’ın kasasına giren para 50 milyon € ‘ dan fazlaydı. Bu parayla üst düzey birkaç futbolcu alınacak ve Beşiktaş taraftarının istediği başarıya ulaşacaktı. Görüşler hep bunun üzerineydi ancak yönetim belki üst düzey transferler yapamadı ama eksik bölgelere nokta transferler yaptı. Yıllardır sol bek sıkıntısı yaşayan takıma Gaziantep’ten İsmail Köybaşı transfer edildi. Bu futbolcu yıllarca Beşiktaş’ın dinamosu olacağı konusunda spor medyası birleşti. Defansın ortasına transfer edilen Matteo Ferrari ise birçok kişi tarafından eleştirilmesine rağmen övgü dolu sözler de almasını bildi. Ferrari’yi eleştirmek için daha zamanımız olduğunu düşünüyorum. Sonra defansın sağına Karşıyaka’dan gelecek vadeden Rıdvan transfer edildi. Rıdvan’ın kumaşının sağlam olduğu taraflı tarafsız herkes tarafından kabul edildi.Ve asıl bomba Nihat Kahveci.Beşiktaş’ın evladı Nihat biraz da bin bir türlü nazla Beşiktaş’ına transfer oldu.Para bakımından gayet dolgun bir para alacak olmasına rağmen hem taraftar Nihat’ı hem Nihat taraftarı çok özlemişti.Şuan beklentiler Nihat’tan oldukça büyük ve zamanla Nihat’ın taraftarı futbol yönüyle doyuracağına inanmaktayım.
İşte bu transferlerle Beşiktaş yeni sezona girdi.Ancak kanaatimce bir 10 numara hatta Mustafa Denizli’nin beyanıyla bir 10,5 numara transferi gerekli diye düşünüyorum.Çünkü forvete top taşıyacak adam maalesef ki yok.Bu işi biraz Tello biraz Yusuf yapmaya çalıştı ancak yeterli olduklarını düşünmüyorum.Bu transferi gerçekleştirirse Beşiktaş’ın Şampiyonlar liginde iyi bir sonuç alacağını düşünüyorum.En basitinden düşünmek gerekirse Beşiktaş’ın son yıllarda ki en kalitesiz kadrosuyla Ertuğrul Hoca yönetiminde hem Liverpool’u hem Marsilya’yı yendiğini düşünürsek ve son maça kadar hala bir tur atlama şansı olduğunu hatırlarsak bu kadronun Şampiyonlar Ligi’nde iş yapmayacağı düşüncesinin olumsuz olduğunu anlarız.
Bu yüzden biz taraftarlar olarak Hocamıza ve futbolcularımıza güvenmeliyiz.Sonuç ne olursa olsun yanlarında olduklarını göstermeliyiz.Taraftarın bunca yıldır Avrupa’da ne kadar başarı istediğini onlara inandırmalıyız ve son nefesimize kadar Beşiktaş diye haykırmalıyız.
Saygılarımla . . .
İşte bu transferlerle Beşiktaş yeni sezona girdi.Ancak kanaatimce bir 10 numara hatta Mustafa Denizli’nin beyanıyla bir 10,5 numara transferi gerekli diye düşünüyorum.Çünkü forvete top taşıyacak adam maalesef ki yok.Bu işi biraz Tello biraz Yusuf yapmaya çalıştı ancak yeterli olduklarını düşünmüyorum.Bu transferi gerçekleştirirse Beşiktaş’ın Şampiyonlar liginde iyi bir sonuç alacağını düşünüyorum.En basitinden düşünmek gerekirse Beşiktaş’ın son yıllarda ki en kalitesiz kadrosuyla Ertuğrul Hoca yönetiminde hem Liverpool’u hem Marsilya’yı yendiğini düşünürsek ve son maça kadar hala bir tur atlama şansı olduğunu hatırlarsak bu kadronun Şampiyonlar Ligi’nde iş yapmayacağı düşüncesinin olumsuz olduğunu anlarız.
Bu yüzden biz taraftarlar olarak Hocamıza ve futbolcularımıza güvenmeliyiz.Sonuç ne olursa olsun yanlarında olduklarını göstermeliyiz.Taraftarın bunca yıldır Avrupa’da ne kadar başarı istediğini onlara inandırmalıyız ve son nefesimize kadar Beşiktaş diye haykırmalıyız.
Saygılarımla . . .
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)